ACIBADEM HAYAT www.acibadem.com.tr http://www.acibadem.com.tr/hayat
  • 88 yaşındaki anneden 46 yaşındaki kızına...

    Ayşe Feruhan Yetiştiren 88 yaşında, ancak dışarıdan bakıldığında 88 yaşında olduğuna inanmak güç! İnsan yaşlıların hasta olacağını beklerken, gençlerde zorlu hastalıkların ortaya çıkmasını yadırgıyor. Ancak onlar eski toprak, ya genetik özelliklerinden ya da kendilerine iyi baktıklarından dolayı bizlerden daha sağlıklılar. Ayşe Feruhan Yetiştiren kızı Hayriye Gaye Kaan’ın böbrek hastası olduğunu duyunca çok üzülmüş. Kızının acı çekmesini istemediğini belirten Yetiştiren, “Evlat çok başka bir şey. Gözlerimin önünde eriyip gidiyordu. Buna yüreğim nasıl dayanacak diye sordum. Gazetelerde okumuştum, benim yaşımdaki kişiler bile sağlıklıysa organ verebiliyor diye. Kararımı verdikten sonra da beni kimse döndüremez. Sağlığım yerindeydi, dokularımız da uydu. Evladıma feda olsun” dedi. Kızı Hayriye Gaye Kaan ise annesinin sağlığından endişe ettiğini belirterek, “Doktorlara önce annemin sağlığı gelir. Nakille ilgili en ufak şüpheniz olursa ameliyat etmeyin diye ricada bulundum. Annem 88 yaşında, ben iyi olacağım diye onu riske atabilir miyim? Ama Allah yardım etti, her şey yolunda gitti, annem bana Allah’ın yardımıyla yeni bir hayat hediye etti. Ne kadar teşekkür etsem, ne desem az gelir” diye konuştu.


  • 77 yaşındaki anneden 58 yaşındaki oğluna...

    Anne Gülümser Ulusoy da oğlu Saim Ulusoy da öyle güler yüzlü ki, insan konuşurken hep gülümsemek istiyor. Yaşadıkları acıya rağmen nasıl da hayata bağlılar, anne-oğul birbirlerine ne kadar düşkünler. Her ikisi de birbirine şefkatle kol kanat geriyor. Saim Ulusoy, kronik böbrek yetmezliği gelişince 7 ay boyunca diyalize girdiğini, ancak annesinin buna dayanamadığını belirterek nakil için karar verdiğini söyledi. Annesi için endişe etse de onun çok kararlı olduğunu belirten Saim Ulusoy, testler yapıldıktan sonra doku uyumunun olduğu için, annesinin genel sağlığının da yerinde olması nedeniyle nakle karar verildiğini belirtti. Oğluna bir böbreğini vermeye gazetelerde okuduğu haberler üzerine karar verdiğini anlatan Gülümser Ulusoy, “Benim gibi sağlam ihtiyarlar evladını, torununu kurtarıyor da ben niye kurtarmayayım dedim. Ben gelmişim 77 yaşına, oğluma kıyamadım. Nasıl kıyarım? O mutluysa ben de mutluyum. Hayat da bu değil mi, daha ne bekler ki insanlar? Sevdiklerin mutluysa sen de mutlusun, başka bir şeye gerek yok” diye konuştu.


  • 75'lik babaanneden 32 yaşındaki torununa...

    Ayşe Güder tonton mu tonton bir nine. Fatih Güder’in biricik babaannesi. Hangi nine torununu sevmez ki? Ve torunlar ne çok sever ninelerini, dedelerini. O yüzden yaşlılar hep söyler: Torun baldan tatlıdır diye. Fatih de ninesinin çok sevdiği torunu. Fatih iki yıl diyalize girmiş, kadavra listesine de yazılmamış. Belki genç olduğunu düşündüğünden, belki umutsuzluğundan. O haftanın 3 günü diyalizden sonra acı çekerken imdadına ninesi yetişmiş. O da gazetelerden, televizyonlardan sevdiklerine organlarını bağışlayan insanların hikayelerini okumuş, duygulanmış, neden olmasın diye düşünmüş. Hastaneye gitmişler birlikte. Testler yapılmış. Doktorlar olur verince de nakil gerçekleşmiş. Torunu Fatih Güder eskiden beri ninesine hiç kıyamazmış, şimdi gözlerinin içine bakıyor. Ninesi bacağını kırmış, bastonuyla yürüyor, torunu bir an olsun yanından ayrılmıyor. Ondan bahsedince gözleri doluyor: “Allah ninemden razı olsun, o olmasaydı yıllarca diyalize girecektim. Beni çektiğim acılardan kurtardı, hakkını ne yapsam ödemem mümkün değil.”


  • 72 yaşındaki Ziyaettin Bey'den 45 senelik eşine...

    Organ nakliyle uğraşan hekimler hep söyler. Kadınların sevdiklerinin yardımına koştuğunu, en çok kadın vericilerden nakil yapıldığını. Ancak bu defa bir erkek, bir kadına bağışta bulundu. 72 yaşındaki Ziyaettin Bağtaş, 45 yıllık eşi 65 yaşındaki İmran Bağtaş’a böbreğini verdi. Hem de bir saniye bile tereddüt etmeden. Ziyaettin Bağtaş, dışarıdan bakıldığından uzun boylu, çakı gibi bir beyefendi. Eşine sevdalı, gözlerinin içine bakıyor. Her iki böbreği de iflas eden ve 4,5 yıldır diyalize giren İmran Bağtaş, haftanın 3 gününü diyalizde geçiriyor ve kadavra listesine de yazılıyor. Ancak uygun bir bağışçı bulunamıyor. Bunun üzerine Ziyaettin Bağtaş devreye giriyor ve böbreğini bağışlıyor. Ziyaettin Bağtaş, “Ben Allah’a sığındım ve bu kararı verdim, üstelik de gözümü kırpmadan karar verdim. İmran Hanım benim 45 yıllık can yoldaşım, yukarıda Allah var, niye korkayım? Dokuların da uyması gerekiyordu, çok şükür uyunca hemen ameliyata girdik. Eşimin gözlerinin içi gülüyor yine, yüzü parlıyor, sağlığı yerine geldi. Yaşamayan bilemiyor ancak yaşamalarını da dilemem. Organ bağışı bir insanın, bir diğerine verebileceği en büyük armağandır. Ölünce toprak oluyoruz, oysa yüzlerce insan sırada bekliyor, diyalizde acı çekiyor, su içemiyor, birçok yiyeceği yiyemiyor. Yeterli bağış olsa insanlar acı çekmez, herkesin başına gelebilir. Allah kimseye vermesin bu derdi” diyor. İmran Bağtaş ise, sağlık gibisi yok, herkes sağlığının kıymetini bilsin diye konuşuyor.


  • 73'lük anneanneden 36 yaşındaki torununa...

    Nineler de dedeler de baldan tatlı torunlara kıyamaz. İşte bir nine torun hikayesi daha. 73 yaşındaki anneanne Ayşe Şanal’ın 4 çocuğu ve 11 torunu var. İşte 11 torundan bir tanesi de, 36 yaşındaki Selim Doğan. Kronik böbrek yetmezliği gelişince tam 5,5 yıl boyunca diyalize girmiş. İki defa da kadavra listesine yazılmış, ancak şansı yaver gitmemiş. Kendisinden önce listede bulunan ve testleri uygun olan hastalara nakil yapılmış. Yine de umudunu kaybetmemiş. Ancak ninesi Ayşe Şanal, iki defa kadavradan nakil imkanı çıkıp da torununa denk gelmeyince üzülmüş. Hem de çok üzülmüş. Bir çare aramış. Televizyonda kendisi gibi yaşlı birinin torununa böbreğini verdiğini izleyince de kararını vermiş. Torunu sağlığına kavuşunca dünyalar onun olmuş. Kınalı saçları, boncuk gibi sevimli gözleriyle öyle tatlı konuşuyor ki, insanın kucaklayıp bırakmayası geliyor. Ayşe nine şöyle diyor: “Bak ben 73 yaşındayım, yaşayacağım kadar yaşamışım. Torunum daha 36 yaşında. Ben ölünce toprak olacağım kime yarayacak? Yaşarken bir faydam olsun dedim. Torunum acı çekerken ben rahata erebilir miyim? Şimdi ben televizyona çıkacağım, gazetelerde okuyacaklar. Sadece torunuma değil, okuyana, izleyene de faydam olacak. Bu dünyada benden mutlusu var mı?” Ninesinin desteğiyle diyalizden kurtulan torunu Selim Doğan gözyaşlarını tutamazken, “Ben nineme ne desem, ne kadar minnet etsem az, ne desem az gelir. Allah ondan razı olsun, bundan sonraki ömründe ona sağlık versin” diye konuştu.
     


  • 83'lük anneden, 55 yaşındaki kızına...

    Şu dünyada bazı acılar ve dertler var ki; ne anneler evlatlarına, ne eşler birbirine, ne nineler torunlarına kıyabiliyor. 83 yaşındaki Zinnuye Dinçdal’ı 55 yaşındaki kızı Semra Ünlüsoy’a böbreğini bağışlamaya iten de bu sevgiydi. Yüksek tansiyon hastası olan Semra Ünlüsoy, her iki böbreğinde kronik yetmezlik oluşunca tüm hayatının değiştiğini, en çok annesinin üzüldüğünü anlatıyor. Anne evladına dayanabilir mi, Zinnuye Dinçdal, kızına bir böbreğini vermek istediğini söylüyor. Ancak Semra Ünlüsoy, annesinin ileri yaşından ötürü endişe ettiğini, başlangıçta kabul etmediğini belirterek duygularını şöyle ifade ediyor: “Annem çok kararlıydı, o nasıl bana kıyamazsa ben de ona kıyamıyordum. Hastaneye götürün beni dedi, testler yapıldı. Sağlığıyla ilgili bir sorun olmayınca, dokularımız da uyunca doktorlar nakil olabileceğini söyledi. Çok zor bir karardı. Her şey ikimiz için de Allah’a çok şükür iyi gitti.” Evladının sağlığına kavuşmasından ötürü çok mutlu olduğunu anlatan Zinnuye Dinçdal, “Evladım iyi olsun bana yeter. Bu yaşımdan sonra başka mutluluk istemem. En büyük mutluluk sağlıktır. Sağlığınıza iyi bakın gençler, kıymetini bilin” diye konuştu.