Yazı İçeriği
Düzenli tarama hayat kurtarıyor Belirtiler hastalığın yerine göre değişiyor Hekimin tecrübesi önemli Risk faktörleri neler?

Kolon kanseri yaşam kaybına yol açan kanser türleri arasında üçüncü sırada!

Karın içinde yer alan kalın bağırsak, ortalama 150 cm uzunluğunda. Başlangıç kısmı olan çekumda bağırsak çapı 7 cm iken sol tarafta 2,5 cm’e düşüyor. Bu da ortaya çıkan hastalıkların bulgularını değiştirebiliyor. Örneğin; sağ kolon tümörleri tıkanma bulguları vermezken, bağırsak çapının dar olduğu sol kolon tümörlerinde bağırsak tıkanıklığına sıklıkla rastlanıyor. Kalın bağırsağın rektum kısmı ise sondaki 15-17 cm’lik bölümü oluşturuyor. Kolorektal kanserlerin erkeklerde prostat ve akciğer kanserinden sonra üçüncü sırada yer aldığını, kadınlarda ise meme kanserinden sonra ikinci sıklıkta görülen kanser türü olduğunu belirten Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Ertem, hastalığın genellikle mukozadaki küçük poliplerden başladığını söylüyor.


Düzenli tarama hayat kurtarıyor

Her hastalıkta olduğu gibi kalın bağırsak kanserinin erken tanısı için de düzenli tarama önem taşıyor. Bunun için kolonoskopi yapılması öneriliyor. Böylece poliplerin erken dönemde, kansere dönüşmeden yakalanarak tedavi edilmesi amaçlanıyor. “Erken tanı hayat kurtarır!” sloganının kamuoyunda benimsetilmesine çalışıldığını ancak buna rağmen bazı hastaların kanser geliştiğinde başvurduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ertem, “İlerlemiş vakalarda hastalar genellikle karın ağrısı, dışkıda kan görülmesi, bağırsak tıkanıklığı, anemi ya da gizli kanama belirtileriyle hekime başvuruyor. Bu belirtilerin görüldüğü hastalarda yapılan tetkiklerde kanser tanısı konulursa, cerrahi devreye giriyor” diyor.

Belirtiler hastalığın yerine göre değişiyor

Kalın bağırsak, sağ ve sol olmak üzere iki kısma ayrılıyor. Ortalama 100-150 cm’lik bu organda ortaya çıkan tümörler de iki kısımda farklılık gösteriyor. Sağ taraftaki kanserler genellikle büyük bir kitle ve anemiye yol açarken, gaitada gizli kan bulgusuyla kendini belli ediyor. Sol taraftakiler ise sıklıkla bağırsak tıkanıklığına, dışkıda kanamaya ve ağrıya neden oluyor. Bu bulgular ışığında hastalığın tanısı konulduktan sonra da uygun cerrahiyle tedaviye başlanıyor. Prof. Dr. Ertem, yapılabilecek en minimal, hastaya en az zarar veren yöntemin laparoskopik cerrahi olduğunu belirterek, şu bilgileri veriyor: “Bu yöntemde; geçmişte karında kesi yaparak gerçekleştirilen klasik cerrahiden farklı olarak hastanın daha az travma yaşaması sağlanıyor. Böylece hastaların beslenmesi ve mobilitesi daha erkene çekiliyor. Ayrıca daha az ağrı yaşanıyor. Böylece gündelik yaşama hızla dönülebiliyor. Açık cerrahide hastanede kalış süresi 10 güne uzayabiliyor. Bu süre laparoskopik cerrahide ise üç-dört güne iniyor. Ameliyatta sağ ve sol taraf için farklı delikler açılarak, cerrahi bu yollardan gerçekleştiriliyor. Tedavi laparoskopinin yanı sıra robotik cerrahi yöntemiyle de yapılabiliyor. Bu iki kapalı cerrahi yönteminde farklı teknikler kullanılıyor. Bunun dışında hemen hemen aynı olan iki yöntem de minimal invaziv cerrahi özelliği taşıyor.”

 

Hekimin tecrübesi önemli

Laparoskopik ve robotik kolorektal cerrahi, üç ya da beş delikten yapılıyor. Tümörün büyüklüğüne bağlı olarak yani küçük tümörlerde tek delikten de cerrahi gerçekleştirilebiliyor. Bunun estetik açıdan daha iyi sonuç verdiğini belirten Prof. Dr. Ertem, “Rektum kanseri yani kalın bağırsakların makata yakın bölümünde yerleşmiş kanserlerde uygulanacak cerrahi önem kazanıyor. Bu bölgede cinsel organlara ve idrar torbasına giden sinirler çok yakın olduğundan bunları yaralamadan, sinir koruyucu cerrahi yapmak gerekiyor. Dolayısıyla ameliyatı yapacak cerrahın tecrübesinin yanı sıra uygulanacak teknikte de önem kazanıyor. Laparoskopik ve robotik cerrahi, bu girişimlerde büyük önem taşıyor. Çünkü her iki teknik de cerraha büyütülmüş görüntü ile anatomik yapıları yakından görerek çalışma imkanı sunuyor” diyor.

Risk faktörleri neler?

  • 50 yaşın üzerinde olmak,
  • Ailede kalın bağırsak kanseri öyküsü bulunması,
  • Kişinin daha önce kalın bağırsak, meme, rahim veya yumurtalık kanseri geçirmiş olması,
  • Kolonoskopide polip bulunması,
  • Ülseratif kolit ve Crohn gibi bağırsak hastalıklarının varlığı,
  • Hayvansal yağ ve kırmızı etin (özellikle sığır, domuz ve kuzu eti) sık tüketimi, liften (fiber) fakir gıdalarla beslenme, obezite, aşırı kalori alımı ve düşük fiziksel aktivite ile aşırı sigara ve alkol tüketimi gibi çevresel faktörler, kolon ve rektum kanserinin ortaya çıkma ihtimalini yükseltiyor.